Powered By Blogger

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

14 Nisan 2010

Bir Ankara Hikayesi...



güneşli bir ankara düşünün. tunalı hilmi nasıl kalabalık. cumartesi telaşı. giyinmiş süslenmiş kızlar pek çıtır. beyler parfümleri sürmüş çekmiş jilet gibi kıyafetleri.. bir de tüm bunlara sokak müzisyenleri ekleniyor.. ah.. nasıl değiştirirler havasını caddelerin..
cafeler tıklım tıklım. kahkahalar gırla. kavga eden yok mu? var var o da var.. kuğulu parkın oradan tunalı hilmiye girin havada bir parfüm kokusu pek karışık.. zaten.. benim içim karışık.. zaten ağlasak mı gülsek mi.. zaten pek havamızda değiliz.. dertliyiz dertli çal kemancı olmadı hey barmen bana bir tekila.. olmadı.. gel kaçalım gidelim uzaklara.. istanbul alışıktı bizim söylentilerimize.. alışıktı naralarımıza.. bilir yani susarken gözümüzden akıttığımız yaşların yürekten nağmelerine... ankara daha çok yeni tanışıyor bizimle. dediğimizden pek birşey anladığını sanmam.. hatta anlamamıştır.. denizi yok ki. kuru. soğuk. ayaz.

ellerim üşümedi hiç ama.. hiç üşümedi.
gözlerim doldu sadece.. dolu dolu oldu. çok ayaz var ya ondan...

dur dur.. en güzeli "alla beni pulla beni al koynuna yar" sarılalım da öyle yürüyelim.. hem. caddedeyken çok acımıştı içim aramıştım seni.. şimdi ilaç gibi mi geldi? dur bu sorunun cevabından emin değilim..

güneşli bir ankara düşünün.. kuru ayazı üstüne ekleyin.. gözünüzdeki yaşları çarpın. geride bıraktığınız aklınızı bölün. sevdiniz mi bu matematiği?

ben sevmedim. hiç sevmedim. el sallarken yüzündeki nemli yolları görüp hıçkırığını duyabiliyorsanız sevemezsiniz.. ters oldu bu sefer. sen beni uğurladın sevgili..

otobüse binince..
koltuğuma oturunca..
bir başına bana baktığını görünce..
giden ben olunca.. kalan sen olunca.. ağırlığını hissedince yine vedalaşmanın...
tutamadım kendimi ben. ağladım...

önümdeki kadın torunlarına el sallamak için yanıma geldi.
allah kavuştursun dedi.. asker o dedim...
yüzü cız etti...

şimdi benim yüreğim nasıl cız etmesin ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder