Powered By Blogger

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

25 Haziran 2009

Fısıltı...


bir sen anlamadım seni nasıl? sevdiğimi...
bir sen göremedim sana nasıl? baktığımı...
bir sen duymadım hangi? fısıltılarımı...
bir sen okumadın neler? dediğimi...

döktüm..

ay oldu. yıl oldu. gün oldu. an oldu.sen bir haber...
naber?
iyi ol...
bitir.. kes.. böl.. çarp. topla. çıkar. tüket.
ekle. ekle. ekle. ekle...

sevgili...

bir sen anlamadın sen deyince gönül kapısından nefretin, boşvermişliğin, yenilmişliğin, düşüncesizliğin girmediğini....

sen!kapalı bir telefon şimdi...
susmuş bir merak.
susmuş bir gece.
susmuş gözyaşı...
akacağı zamanı bekliyor.

hayaller, dün, yarın.. birbirine girmiş...dünün senin dünün...hani senin o güzelim yüzünü kimler sevdi?
kadınım ben evet.. evet altından kalkamadığım pek çok soru.. altından kalkamadığım pek çok senaryo.

sevgili...
kim öpmüş kirpiklerini...
kim sevmiş..
dün! ah dün zamanı...
bugünün güzelliğini tüketemedi bu akşam. öylesi güzel öylesi başka... bir an. hayat içinde senin ve benim sıkıştırdığımız nice an..

nice akıtılan bir avuç ve hatta çok avuç "yara"...
dudaklarım bulunca tenini...
evet her açılan yara..
tazelenen kesik...
silindi ruhumdan.

en kötüsünü ben yapıyorum belki..."biz"i yaşayan her anı öylesi kazıyarak şu beynime...

sevgili...
bir sen anlamadın...seni nasıl? sevdiğimi...
ne kadar? önemsediğimi...

saf. şeffaf. beyaz duvarlar örerken etrafımıza...kendimden önce senin acil çıkışlarını belirledim...evet... yangında ilk kurtarılacak olan sensin...bundan değil mi tüm bu yaşadığımız sus pus zamanlar... her sus zamanı koskoca bir sarılmayla, dolu dolu hislerle son bulmuyor mu?evet sevgili...

gözlerimi kapatacağım birazdan...
sen dolu bir uykuya...
sen dolu bir uyanışa...
ah!!! bir sen anlamadın...
hayatımın hangi köşesinde var olduğunu...

tebessüm et...
gülümse...
fısılda...
beni değil...
bizi ne çok sevdiğini.
ve anla.
"sen" deyince duy içimi...

bir kapı bilinmezliğe açılan...


kapıdan çıkıp gidince sen...tıpkı geldiğinde yüzündeki tebessümü öptüğüm an gibi...
durdu...
hayat...

tik tak.. tik tak.. akıp giderken şu zaman.. elime tutuşturdum bir birayı. içtim sevgili. gittiğin anı kendime hatırlata hatırlata parçaladım çizik içinde kaldı beynim... içim? tükenmedi o an. uzun bir gece vardı önümde... başka renklerde çizikler attım ruhuma..

gittin...hep giderdin zaten... hep bittik derken sarılırdık. hastalıklı iki beden. rahatsız iki insan. biri dişi biri erkek. eline tutuşturduğum yüzüğü anımsadım...

elime baktığı zaman... izini farkettim "biz" in.
baktım baktım baktım...
sustum sevgili...

bir siyah elbise giydim. yasını tuttum ayrılığın. süsledim kendimi. kırmızı gözlerimi. pembe yanaklarımı. beyaz tenimi. ...süsledim.. ve çıktım evden... tıpkı senin gibi. 1saat öncesinde seni ittiğim kapıdan. kendimi ittim. attım evden dışarı...

dostlara sarıldım... sustum. sadece içtim. sadece söyledim. meğer ne çok şarkı biliyormuşum ayrılığa dair. çok konuştum. duyabilen duydu fısıltılarımı...
sen?

her seni düşündüğümde... daha çok sustu içim. bilmiyordum çünkü. nasıldın? nerdeydin? kimleydin? senaryolar benimdi. hepsi benim... içkime meze oldu her kare... daha çok içtim...

bilmediğim dans figürlerine eşlik edip, sesim kısılıncaya kadar güldüm!
güldüm mü sevgili?
her kahkahamla... içimdeki yara o kadar büyüdü benim.her kahkaha... senin evinden çıkıp gidişini hatırlayınca döküldü dudaklarımdan... tıpkı... evden çıkmadan önce öptüğün dudaklarım gibi...

aynı tat değildi...
aynı ses değildi...
aynı ten değildi...
aynı ruh değildi...

ben sadece bitiği anımsadım o gece...
eşlik etti..
dostlar, şarkılar, kahkahalar, danslar, kadehler, dumanlar...

gözümü kapattığımda...ertesi gün geldi aklıma hep.ertesi gün.sensiz...yitik. bitik. sevgili...o kapıyı elinden tutmak için ve tazelenmek için açmışken o kapının bitiğe açılışını bilmiyordum ben...gözümü kapattığımda ellerini hissettim belimde.. yanaklarımda.. gözlerimde...

çok ağladım. çok içtim.
bitmedim...

yine sen doluydum yatağımda uyumaya çalışırken...
sevgili...
içim sen dolu...
bambaşka severken seni...
o kapının sesi noktası olamıyor bu yaşananların...

çok ağladım. çok içtim.
ne kadar uğraşsamda bu ayrılığın acısı dinmedi... sızladı...

kalbim...
biz...
tükenmedi işte...

13 Haziran 2009

Hayalin adı turuncu... kokusu mavi...


ellerimi güneşe açmış bir sandalın içinde durgun bir denizde süzülsem... tüm bu karmaşanın, şanssızlığın ve tesadüflerin hasarlarını gidersem... her hareketinde... güneş aydınlatsa şu kararmışlığı... yine tuttu melankolik tarafım. ne gerek vardı bak şimdi.

yoruluyorum... düzensizliğin yoluma yapıştırdığı son etiketi açıklamaktan sanırım artık bunaldım. kendime açıklamaktan değil ama.. insana hep iyi gelir kendi kendine derleşmek... çok isterdim. yaşadıklarımı yorumlayan çok bilmişlerin alnına yapıştırılsa bir defalığına aynı etiket...

anlayışsızlaşmak o kadar moda ki...
gelişine yorumlamak...
gelişine teşhis koymak...
gelişine görmek...
öylesine...

kıyıda bırakıp tüm anlayışsızlık paketlerini... şarkılarımı, kalemimi kağıdımı, bir iki parça kıyafetimi alıp gitmeye hazır bekleyen bir sandala atlayıp gitmeyi... dönmek üzere elbette. sadece bir süreliğine ellerimi kendimi onarmak için yorasım var. bir süreliğine sadece kendi kendimin doktoru, anası, babası, kardeşi, sevgilisi, dostu, arkadaşı olasım var... unutulan köşede kalmış "o" beni mutlu edesim var...

ellerimi güneşe açıp...her karmaşanın.. her nefes kesen boğulma etkisi yaratan "an"ların... hafızaya kazılı her kötü anının... turuncuya boyanmasını istiyorum. mavinin altında... saflığın üstünde... yeşilin sağında solunda... turuncuyla gözgöze...

boğazıma takılan her düğümü... açmak istiyorum gözümden akıp tükenecek yaşlarla... sonra kıyıya geri dönmek... merhaba demek istiyorum herşeye tekrar...

kıyıya dönünce 5 kişi olsun beni bekleyen...salya sümük sarılalım birbirimize...ve bu hikaye mutlu sonla bitsin...

hayal kurmak güzeldir...
...
güzeldir evet...
.