Powered By Blogger

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

14 Nisan 2010

"biz"im sokak.. "biz"im şehir...



nefesime karışıyor hıçkırıklarım...
kahvaltı niyetine yaşlarımı yiyorum..
acı acı...

nefes almak istiyorum.. şehir dar geliyor... düşünmemek istiyorum.. düştüğüm kazanın içinden nasıl çıkabilirim.. kazanın içinde boğul ve öl diyorum...

göze alamıyorum ölmeyi...

üstüm başım biz kokuyor. üstüm başım hüzün.
sustum içimin cümlelerini astım şehirdeki biz sembollü duvarlara.. sustum.. içimin cümlelerini fısıldadım gökyüzüne.. belki.. kulağına kadar gelir seni ne kadar sevdiğim.. belki kulağına kadar gelir sana ne kadar ihtiyacımın olduğu.. belki birileri kulağına fısıldar...

korkularımı, zaaflarımı, isteğimi ve istemediğimi...

kim gitti sorusuna cevap yok bizde...
aslında kimse gitmedi... aynı anda gittik biz yine. yine mi? evet evet yine... ama giderken biliyoruz ikimizde sokağın öbür köşesinde yüzyüze karşılaşacağız.. yine.. yine mi? evet evet yine...

bizim ayrılık sokağımız var ...
gündüzken sizlere.. karanlıktır her daim bize.. sadece biz görebiliyoruz. sadece biz var olabiliyoruz. sadece biz duyuyoruz ne konuştuğumuzu.. öylesi bağırıyoruz birbirimize, öylesi yıpratıyoruz, öylesi acıtıyoruz, öylesi sıkıyoruz ellerimizle birbirimizin yüreğini.. bizim ayrılık sokağımız var. mimarı biziz. işçisi biz.
sokağın sonunda bir kapı var hep... koca koca duvarların arasından bir kapı sadece...
o kapının nereye açılacağını da her defasında yeni baştan belirliyoruz...

evet evet...
biz belirliyoruz...

...



çok zaman geçti evet. aktı gitti yıllar. o yıllarla beraber nefretim ve kızgınlığımda aktı gitti.. evime döndüm...

sımsıcak bir suyun altında ruhuma eşlik edebilecek hale gelinceye kadar buruşturdum derimi...
derimin altında ne kadar çok acı vardı biliyor musunuz? hayır...
işte o gün başladı akıp gitmeye...

evime döndüm...
mine kokulu annemin yüzünü tuttum ellerim arasında... babamın pamuk ellerini tuttum ellerimle... ablamın yüzüme bakınca neler olduğunu anlamasından korktuğum ama özlediğim gözlerine daldım gittim sessizce...

döküldü bir iki cümle...
aslında içimde kopan fırtınada tüm kelimeler birbirine girmişti.. hortumlar savurdu hayallerimi. yağdı gitti üzerime sis.. çığlık attı içimdeki çoğalıp çoğalıp sarfedemediğim cümleler...

seçtim en uygununu...
-döndüm.. nedenini sormayın.. nolur...

bilinçsiz anlaşılmamak kadar kolayı yok. bakmayın aslında keyifli bile... bilinçli olarak anlaşılmamaya çalıştıysanız anlarsınız beni... oynadığınız köşe kapmacalar... oynadığınız adam asmacalar... oynadığınız isim şehirler... oynadığınız katil kimler...

hayatınız altüsttür artık...
siz koskoca beyaz bir duvarsınızdır hala.. ama her bakan bir fotoğraf yapıştırmıştır üzerinize... her kare o insanın görmek istediği siz olmuştur... evet.. renginiz bile yoktur gözlerinde... halbuki beyazsınız siz..

ı ıh... değilsiniz. alışmanız lazım buna...
gerçeği yaşayan sizdiniz sadece o yüzden siz artık sadece yalandınız başkaları için kendi içinizde..

başkalarının yaptığı kazanın faturası size kaldı mı hiç? ayna dışında karşılaştığınız her yüze yalan söylemek zorunda kaldınız mı siz hiç? kendinize ve geçmişinize senaryolar uydurdunuz mu siz hiç?

eliniz kolunuz bağlandı mı hiç? sizin olmayan günahı saklamaya yemin ettiniz mi hiç? sizin olmayan yalanı üstünüze aldınız mı siz hiç?

göze alabildiniz mı sizin için başarısız demelerini...
göze aldınız mı hayatınızla ilgili elinizde kalmış son kozu denize bırakıp sıfırdan başlamayı...
göze aldınız mı.. suçlanmayı...
göze aldınız mı.. kendinize çizdiğiniz tabloyu kırıp atmak pahasına değişmemeyi...

siz hiç göze aldınız mı?
"başarısız" görünmeyi...

ben göze aldım..
hı hım...
almıştım...

Kıyamet.. hep numara çekti...




nefes almanın zorluğunu yüreğimden hissettiğim anlardan ve günlerden bir sen vakti şimdi...
zaman mı atıyor, nabzımmı akıyor.. bilmem. dondum kaldım ben sadece. buradayım. varım. dışarıdan bakınca varım da sevgili içerden bakınca karanlık manzara.. sis pus dolmuş. görünmem öylesi zor.

biliyorum.. sende öylesin. biliyorum seninde gözlerinden usul usul yollar akıyordur şimdi. biliyorum seninde yüreğinde acı vardır hissedilen. vardır değil mi? var olmasına inanmak istemek belki.. ama biraz tanımışsam bu ilişkiyi.. vardır...

ellerim titredi o an.. içimin ürpermesi kadar sık.. durmadı.. yorganı çektim üzerime.. neden sonra anladım yüzümdeki nemden.. ıslanmış bir köşesi.. yanağımın altına koyduğum köşesi.. diğer köşe kupkuru... yani yanağımın altına koymuşum bizi ben.. nemlenmişler.. ıslanmış.. ağlamışız biz.. yanağımın altında hissetmeye çalışmışım seni.. ellerini aramış ellerim titreye titreye... öyle bir böğürme sesi ki bu o kadar yabancı ki... tanıyamadım kendimi. acının içimden çıktığı sesi o kadar korkutucuydu ki...

niye böyle oluyor bilmiyorum...
nasıl böyle olabiliyor bilmiyorum...
tek bildiğim...
her defasında hücrelerimin tükenmeye yüz tutmuş hali..

içimde öyle bir fırtına kopuyor ki şimdi...
fırtınanın gürültüsünü duydum... evet duydum...
evsiz kalacak insanları gördüm, sevdiğini kaybedecek kadınları gördüm, lal olacak yürekleri sezdim, şehiri kaplayacak siyah bulutu gördüm, gündüzün olmayacağını gecenin hakim olacağını duydum...

kıyamet geliyormuş...

dua edelim... gelmesin...
gelmesin...

Aşırı kan kaybı-ölmedi-yaşayacak..



sanki..
bugünden 2ay öncesini yaşamak gibi...
kulağıma söyledikçe o ... başka bir adam geliyor gözümün önüne... yaşattıkça yaşattı... iyisiyle kötüsüyle evet.. ama unutmadım işte..

bir iyi bir de kötü haberim var gibi yani...

ağırlaşmışım gibi.. düşünce açtığı yara da ağır vaka oldu. bir sedye buldum kendime. kendimi yatırdım. saçlarımdan tutup eğildim kendime..

"korkma.. düzelecek herşey"

aşırı kan kaybı var diye bağırdım kendimi ameliyathaneye taşırken sedyeyle.. yine kendime bağırmıştım evet... önlüğümü giydim. sedyede bana bakan kendime şöyle bir göz kırptım önce.

-beni duyabiliyor musun?

yüzüme karşı kafa salladım...
-doktor.. acım çok fazla...

-kapatın gözünüzü.. kendinizi benim ellerime bırakın.

başka çare var mıydı?

bir ameliyattı.. saatlerce süren. günlerce...
kapının önünde bir sağa bir sola gidip gelerek panikle, telaşla bekleyen yine bendim...

öldüm mü?
yaşıyor muyum?
sakat mı?
sağlam mı?

kapının ardından inlemeler... kapının ardından nefes sesleri.. ayak sesleri.. koşturuyor birileri.. bir ses.. benim sesim... o kadar kısık. o kadar bitik. o kadar acıyla dolu ki...

kapının önünde yere oturup elleri başında ağlayan yine bendim evet...

zaman geçti..
günler...
gece-gündüz. tik-tak. attı kalp. derin bir nefes.

bir liman kentinin o mendirekleri aşıp geçen dalgalı denizinin tam ortasından çıktım tekrar dünyaya... balıklar öperek iyileştirmişti yaralarımı. denizanaları yarabandı olmuş sanki...

su yutmuşum. çok dolmuş içim. ellerimle çırpınıp bir cankurtaran aradım belki saatlerce belki günlerce... sırt üstü yattım izledim gökyüzünü... sana baktım tanrım. gözgöze geldim seninle...

gülümsedin...

yüzüstü döndüm yüzdüm... teknelerin arasından mis kokulu balıkçı kahvesi.. tıpkı dedem gibi kokuyorlar. hep zor tutarım kendimi gördüğüm en ona benzeyen yaşlı adama sarılmamak için... ne kadar zorsa boğaza düğümlenen isyan. o kadar zor elini kolunu tutabilmek o an...

evime yürüdüm.
gökyüzüne baktım... bembeyaz bulutlar.. ameliyata giderken griye çalan yaşlar atıyordu her biri.. durmuşlar şimdi. şimdi sadece ağaçlardan yavaş yavaş sakin sakin süzülen yapraklar var..

hem sokaklar sararmış...
hem de ellerim buruşmuş...

son bahar çok ani geldi bu sene...

uzandım çimlere.. yemyeşil. o kadar taze. o kadar sevdim ki toprağı. ah.. kapattım gözlerimi... her kare gözümün önünde..

sedyeden kendime baktım... sevecen ve şevkatli bir kadın doktor.. önlüğü kan içinde. söküp almış içimdeki hastalığı.. söküp almış içimdeki boşluğu. söküp almış çizilmiş kalbimi.. yenilemiş. gıcır gıcır bir beden!

daha ne isterim ki!

sedyeyle odaya çıkarttım kendimi.. birkaç gün pansumanımı yaptım. kendi kendimin hastabakıcısı oldum. sonra...

çıktım çatıya.. atladım ve işte.. liman şehrinin yosun kokusu.. yakıyor genzimi..

açtım gözlerimi...
seninle gözgöze geldim tanrım! bir iki yol olmuş gözlerimde... düğümlerim çözülmüş akarken.. yakaladın parmağının ucuyla..

saçlarımı sevdin ve ... tıpkı doktor olan kendim gibi... fısıldadın...
-merak etme.. herşey düzelecek...

şimdi düşünüyorum da...
2ay öncesine gitmek gibi yaşadığım şuan...
ve bu...
yaşanacak en acı ve bir o kadar da en güzel his...

teşekkür ederim...
<3

Dönmek zor oluyor aslında..



en zor kısım el sallamak.. senin burnun kızarıyor hemen.. gözler cam gibi.. o kadar mesafeden görüyorum dudaklarının titremesini.. aslında benimde burnum kızarık.. gözler cam gibi.. aslında sende görüyorsun dudaklarımdaki sızıları.. titrek titrek. pek bir bükük.

ne güzel rol yaptığımızı sanıyoruz değil mi sevgili..

tüm bu vedaları yüreğim nasıl kaldırabiliyor bilmiyorum.. ve en merak ettiğim.. hiç azaldığı olacak mı ayrılığın ağrısının? aslında.. olmaz gibi gözüküyor..

en zor kısım seni sevdiğimi söyleyebilmek boğazımda düğüm düğüm veda varken.. en zor kısım senin arkandan bakmak.. izlemek.. sonra dönmek. sensiz hayata.. tekrar. tekrar. tekrar..

tekrarlamak günü..
en zor olanı.. sana iyi olduğumu söylemek.. sana komik ve güzel şeyler anlatmak.. ellerinden tutup "geçecek" demek.. gözlerine bakıp "sabredicez" demek..

halbuki..
o kadar dolduki içim..
ağlamak istiyorum bağıra bağıra avaz avaz...

bir elimi kaldırıyorum.. sana veda ediyorum..
diğer avucumda tırnak izlerim..
dişlerim gıcır gıcır...
gözlerim gülüyor...
yüzümde tebessüm..
yaşlar ha düştü düşecek...

öpücük yolluyorum sana..
allaha emanet ediyorum seni..

sonra?

dönüyorum şehire...
ne kadar zor oluyor dönmek..
anlatabildim mi?

Gece oldu hüzünlendim ben yine...



... adında mıydı o şarkı? emin olamadım ama anlayan anlamıştır.. zaten bu satırları okuyup anlayacak olan "veda" "edemeyen"dir.. zaten bu yazılara merakı olan "yalnız" olandır.. zaten o şarkıyı bilen "efkarlı" olandır..

her saniye uzaklaşıyorum Ankaradan şuan... her saniye bugünden uzaklaştığım gibi tıpkı. gözlerimi sıkı sıkı kapatıp "dur" dediysem de zamana elbette kendisi yine güldü geçti bana.. zaten merak etmeyesin güzelim bende güldüm geçtim kendime..

sevgili..
çok özlemişim seni..
çok ihtiyacım varmış kokuna..
hasretmişim yüzüne..

kabardı yüreğim..
puf puf ...

Gelirken sana.. düşünürken.. şuan yaşadığım hisleri.. bilmek koyuyor insana.. şimdi giderken keşke geliyor olsaydım da koysaydı yahu diyorum evet...

zaten hava kararmış.
yolda giderken melankolik olmamayı asla becerememiştim..
şimdi zırıl zırıl ağlıyorum sessizce..
yüreğim kabarık puf puf...
yüreğimiz.. ağır şuan.. acıyor.. yanıyor..

bir sarılma günü..
bir mutluluk günü..
bir hüzün günü..
bir özlem giderme günü...
zor bir gün..
bir veda günü..

tipik bir çarşı günü..
ortaya karışık bir çarşı günü evet..

akşam oldu hüzünlendim yine..
ama.. bu şarkının sabah olanı da lazım bana..

Çok acıtıyor bu boşluk...



bugün yürüdüm caddede.. sağımdan solumdan çiftler geçti durdu.. öpüşeni var gülüşeni var kavga edeni var.. ama hepsi elele.. ne kadar körler akıp giderken zaman.. ne kadar uzaklar yanyanayken...

gözlerim doldu..

havayı çektim koskoca.. derin derin nefes aldım.. kendimi mi sınadım ki acaba? olabilir belki de değildir öyle bilmem.. ellerime baktım cebimde.. uzun zamandır çok uzun zamandır hatta ilk günden beri bu kadar üzülmemiştim ellerimin cebimde olmasına..

gözlerim doldu..

ne kadar acıyordu içim? çok acıyordu.. ne kadar istiyordu canım? çok istiyordu.. ne kadar özlüyordum onu? çok özlüyordum.. ne kadar bomboştu şehir? kimse yoktu..

düşündüm sonra..
sabah uyanınca ne giyeceğimin bir önemi yok birkaç aydır.. sabah uyanınca şirin msglar atmak için elim telefona gitmemeliydi hala.. alışmalıydım.. işten çıkınca arama alışkanlığım da can acıtıyor.. annemi arıyorum hemen.. aman çakmasın kimseler durumu...

zaten hep tutuyorum kendimi..
bakıyorum halime.. kızıyorum sonra.. bakıyorum halime.. belki de sandığınız kadar güçlü değilimdir... çok yakın arkadaşlarım var değil mi? hayır hayır birçoğu yokmuş aslında.. adım adım öğretiyor hayat. adım adım öğreniyorum benim düşmüş olmam birşey ifade etmeyebiliyor demek.. hep onlar düşermiş.. hep onlar üzülürmüş.. hep onların canı canmış.. hep onlar önemliymiş..

gözlerim doldu...

düşündüm sonra.. aslında kendime o kadar alışmışım ki.. karşılıklı otursam ne kadar anlatabilirim ki? anlatmak ister miydim? sanırım bende gözden çıkartmışım.. belki gözden çıkartmak zorunda kalmışım.. belki de gözden de çıkartmamışımdır.. sadece akışına bırakmışımdır.. evet olabilir..

gözlerim doldu...

hayatım mükemmel monoton.. hayatım mükemmel huzurlu.. hayatım mükemmel garip.. hayatım mükemmel "o" dolu.. hayatım mükemmel yalnız.. şimdi kime anlatırım bunu oturup? açık olayım.. en açık şekliyle ablamdan başkasına anlatamam herhalde...

bu zaman zor..
bu roller sahneler replikler.. acıtıyor canımı...

hepsini biliyorum..
mütemadiyen şükrediyorum...
tüm o olumlu tarafların farkındayım.
herşeyin hayırlısı bencede evet...

ama!!!
yoruluyorum!!
daralıyorum!!!
bende ağlayabiliyorum...
bende dolabiliyorum..
bende üzülebiliyorum...

gözlerim doldu...

bu yalnızlık... çok acıtıyor.. ve sevgili.. ben seni deliler gibi seviyorum... ben seni deliler gibi özlüyorum... bu kadar yalnızken sen yalnızlığım kadar benimlesin aslında...

her gece sarılırken sana... ağlamış oluyorum rüyamda.. kim bilir...

belki sende uyandığında ıslaktır yastığın...

Bir Ankara Hikayesi...



güneşli bir ankara düşünün. tunalı hilmi nasıl kalabalık. cumartesi telaşı. giyinmiş süslenmiş kızlar pek çıtır. beyler parfümleri sürmüş çekmiş jilet gibi kıyafetleri.. bir de tüm bunlara sokak müzisyenleri ekleniyor.. ah.. nasıl değiştirirler havasını caddelerin..
cafeler tıklım tıklım. kahkahalar gırla. kavga eden yok mu? var var o da var.. kuğulu parkın oradan tunalı hilmiye girin havada bir parfüm kokusu pek karışık.. zaten.. benim içim karışık.. zaten ağlasak mı gülsek mi.. zaten pek havamızda değiliz.. dertliyiz dertli çal kemancı olmadı hey barmen bana bir tekila.. olmadı.. gel kaçalım gidelim uzaklara.. istanbul alışıktı bizim söylentilerimize.. alışıktı naralarımıza.. bilir yani susarken gözümüzden akıttığımız yaşların yürekten nağmelerine... ankara daha çok yeni tanışıyor bizimle. dediğimizden pek birşey anladığını sanmam.. hatta anlamamıştır.. denizi yok ki. kuru. soğuk. ayaz.

ellerim üşümedi hiç ama.. hiç üşümedi.
gözlerim doldu sadece.. dolu dolu oldu. çok ayaz var ya ondan...

dur dur.. en güzeli "alla beni pulla beni al koynuna yar" sarılalım da öyle yürüyelim.. hem. caddedeyken çok acımıştı içim aramıştım seni.. şimdi ilaç gibi mi geldi? dur bu sorunun cevabından emin değilim..

güneşli bir ankara düşünün.. kuru ayazı üstüne ekleyin.. gözünüzdeki yaşları çarpın. geride bıraktığınız aklınızı bölün. sevdiniz mi bu matematiği?

ben sevmedim. hiç sevmedim. el sallarken yüzündeki nemli yolları görüp hıçkırığını duyabiliyorsanız sevemezsiniz.. ters oldu bu sefer. sen beni uğurladın sevgili..

otobüse binince..
koltuğuma oturunca..
bir başına bana baktığını görünce..
giden ben olunca.. kalan sen olunca.. ağırlığını hissedince yine vedalaşmanın...
tutamadım kendimi ben. ağladım...

önümdeki kadın torunlarına el sallamak için yanıma geldi.
allah kavuştursun dedi.. asker o dedim...
yüzü cız etti...

şimdi benim yüreğim nasıl cız etmesin ki?

günlerden şimdi. zamanın dünü.geçmişin o anı.. hepsi kıpkırmızı sevgili.. hepsi.



günlerden dün. bir başıma hadi yarın olsun diye bekledim durdum. bir koca günü yedikten sonra birlikte. o kadar yalnızlık çöktü ki. garipti. aynı egenin söylediği gibi.. senden uzak bir otel odasında şimdi yalnızım.. yıllar önce dinlediğim zaman birşey ifade etmeyen bir şarkının aniden bu kadar anlamlı hale gelişi biraz acı değil mi? acı valla..

şimdi diyorum ki.. keşke yine o odada olsam yarını beklesem çünkü hala birlikte geçirebileceğimiz bir yarın olurdu o zaman.. yani demek istediğim hemen ertesi gün. yoksa biliyorum sevgili okur, birlikte çok yarınlar var yaşanacak.. mesele o değil. uzaklaşınız oralardan..

şimdi diyorum ki.. demin, biraz önce, dün olmazdı..

aslında.. ne olabilir ki aynı günü tekrar tekrar yaşamak bile çözüm değil bu duruma bu bile insanı heveslendirecek birşey değil.. aslında hayal kurmak bile istesem hatta bilimkurgu filmler bile çeksem çektiğimle kalırım.. güler salondan çıkar gider izleyici..

galiba elimizde "yaşamak" "kabullenmek" dışında bir seçenek kalmıyor. inadımız kendimize.. gerçi. ben kabullendim zaten.

kar başladı yolda.. kaç mevsimi izleyeceğim bu camın ardından? hesaplamak istemiyorum zaten. tüm otobüs firmalarının tüm muavinleriyle kanka olmam ise diğer bir olasılık. hatta her defasında bir yazı yazsam sonunda kitap bile çıkarılır o yazı sayısıyla...

ilk defa hava aydınlık.. istanbula gelirken. ve ben ilk defa içimdekileri dökmüyorum tam anlamıyla. ilk defa zırvalamak istedim tam manasıyla.. ilk defa öylesine konuşmak.

neden diye soruyorum kendime..
bir daha beni uğurlamanı istemiyorum. hiç...
gözümün önünden gitmiyor ki..

sanırım bu yüzden..
bu sebepten ilk defa yazmak istemiyorum içimdekileri...
çünkü...

uyuyanlar var otobüste...
burun çekme sesiyle uyanmak kimsenin hoşuna gitmez ki..

Bir varmış... Bir yokmuş...



bir hikaye bu.. ilk sayfaları 2.5yıl öncesinde yazıldı.. bir hikaye bu.. çilek kokulu yaprakları kitabın. turuncu kaplı. iki yazarı var... bir varmış bir yokmuş diye başlıyor.. evet.. bir varız bir yokuz zaten.

keşke günlerden kötü bir gün olmuş olsaydı sadece. sadece kötü bir gün olsaydı. o yüzden kızarmış olsaydı gözlerim. o yüzden anlamsızca, manasızca, sebepsizce ağlamış olsaydım. yani demek istediğim keşke bir sebebi olmasaydı ağlamamın. günlerden kötü ve sana geldiğim bir gün olsaydı keşke. minibüse binip size giderken içimden geçirdim geçen gün bunu. keşke evde kapıyı yine sen açabilseydin bana. çok ufak şeyler var. etrafımdaki kimseye anlatamayacağım birçoğunun anlamayacağı ve zaten birçoğunun umrunda olmayacak kendimce "yalnız"ca düşündüğüm, farkettiğim, hissettiğim şeyler..

acı veriyorlar elbette. üzüyorlar..

eve geldiğim zaman senin odanın önünden geçerken ne kadar hızlanıyor kalp atışlarım.. hala alışamadım belki o odada günlerdir uyumamış olmana. uyumayacak olmana. senin o evde olmamana.. alışamıyorum evet.

sonra evime dönerken düşündüm.. keşke sadece günlerden kötü bir gün olsaydı. ağlamak için ne bir sebebim olsaydı ne de yan koltuğum boş olsaydı. hala alışamamak bu.. günün koşturmasından sonra hep seninle yaptığım birşeyi yalnız yapacaksam sanki seninle yapacakmışım gibi düşünüyorum. sonra ayılıyorum..

"murat burda yok ki..."

yok evet.. bir varmış bir yokmuş..
ve hepsini düşündükten sonra.. kendimle gurur duyuyorum. bu kadar alışamıyor ve acı çekiyorken hala kendime iyi şeyler fısıldayabildiğim için.. çünkü etrafımda gözüken o koca koca arkadaşlıklar, bağlar, sevgiler koca bir yalan! hepinizin hayatında vardır eminim fısıldayan birileri. kıymetini bilin. aman derim! sizi bulmasın yaşadığım bu koca yalnızlık. altından kalkamazsınız belki.. başkalarının fısıldamasına alıştıysanız.. işte insan tüm bu fısıltıları kendi kendine söyleyince, kendi kendine düştüğü zaman yerden kaldırınca, kendi kendine yalnızlığını doldurup kendini mutlu ettikçe diyorki, keşke yapmacık olsaydım, keşke işimi göreceğim kadarıyla sevseydim hepsini.. yapmadım bunu. değer verdim. şimdi yıllarca kendime "salak" desem yine hıncımı alamam kendimden.. yani sevgili okur, bir varlar bir yoklar işte. kendileri gibisi kendilerini bulmasın inşallah...

hiçbirinize ihtiyacım yok aslında... sayenizde en iyi dostu da arkadaşı da benim kendimin.. sayenizde çok canım yanmış.. sayenizde bugün yaşayabileceğim yalnızlığı en keskin haliyle yaşıyorum..

hanginizin neler yaptığını bir gün hatırlamayacağım..
ama hanginiz bana ne hissettirdiniz hepsini hatırlayacağım...

acı veriyorlar elbette.. üzüyorlar.. ama hayatımın tüm hayırsızları sağolsunlar..

hayatımın geleceğini nelerin şekillendireceğini, nasıl şekilleneceğini ve nedenlerini bugünden hissediyor olmak muhteşem bir duygu..ben geleceğimle ilgili çok şeyi bugünden hissediyorum..

bir hikaye bu.. ilk sayfaları yıllar öncesinde yazıldı.. bir hikaye bu.. macera, kahkaha, gözyaşı uzun uzun bir sürü yollarda geçen bir hikaye.. mis gibi dost kokan.. kaç yazarı var? gelecekten bir vakit cevabı var bu sorunun.. şimdiden tahminlediğim..

keşke günlerden öylesine bir gün olsaydı..
keşke sevgili..

ne yüzünü görmeye.. ne sesini duymaya.. sınırlı olmasaydı vakit..
keşke.. bugünlerde.. sen benim yanımda olsaydın...
keşke...