Powered By Blogger

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Eylül 2009

bir nedenle susturur seni hayat!


fısır fısır sorular...
neden ben? neden şimdi? neden oldu? neden o? neden tüm bunlar... çığlık çığlık yaşlar... titrek bir beden. iç iç bitmeyen sigara...
çok uzaklardayım...
ailem... ne annemin o mine kokusu.. ne babamın pamuk elleri... ne ablamın omzu...
bir başına ve uzaktasın ello...
içinden çıkılması gereken ne çok soru. tüm hesaplamaların varış noktası aynı cümle... "bundan yarım saat önce hayat çok başkaydı benim için" .
tüm inancınızın, tüm bağlılığınızın, sevdanızın, duyduğunuz gururun, sığındığınız limanın, inandığınız yarının, bildiğiniz dostluğun, emin olduğunuz değerlerin... yarım saatlik bir depremle yıkıldığını düşünün...
hayatınızın başınıza yıkıldığını...
siz olsanız sormaz mıydınız? "neden ben?"diye...
bilmem sormazdınız belki...
o kadar güçlü değildim...
sordum...
ve ne kadar ellerimi açıp yalvarsamda... bir ses fısıldamadı kulağıma nedenleri.. sadece yüzüme bakıp sustu..
bilmem.
belki yüzüme bile bakamamıştır...
masumken... hayatınızın gidişatını düşünün... masumken hesapta olmayan bir U dönüşü... arabayı ben kullanıyordum evet. ama kaza benim yüzümden olmadı...
nedenleriyse.. sormayın...
cevabını asla bilmedim ve bilemeyeceğim çünkü...

çığlığın sahnesi simsiyah bir sokaktır sevgili...


sokak lambaları bıçak..
sokakta bir kaçak.
oradan oraya koşuyor...

tak!!!!

şimşek yok. yağmur yok. kabus yok. fırtına yok.
sokak lambaları...
teker teker patlıyor! pat pat pat...

üzerime yağıyor havai fişek gibi..
kıvılcımlar...
ellerimi açıp tutsam? yanarım.
gözlerimi kapatıp yatsam yere başımı tutup? isabet eder.. izi kalır...

izi kalır mı?
kalır...

çığlık?

atamam...
karabasan çöktü sözcüklerime...
şimdi siyaha saklılar.
içimse..
bunun bir rüya olduğunu gayet iyi biliyor...

19 Eylül 2009

Ağır bir vaka.. meleği yaraladılar!

sanki..
bugünden 2ay öncesini yaşamak gibi...
kulağıma söyledikçe o ... başka bir adam geliyor gözümün önüne... yaşattıkça yaşattı... iyisiyle kötüsüyle evet.. ama unutmadım işte..

bir iyi bir de kötü haberim var gibi yani...

ağırlaşmışım gibi.. düşünce açtığı yara da ağır vaka oldu. bir sedye buldum kendime. kendimi yatırdım. saçlarımdan tutup eğildim kendime..

"korkma.. düzelecek herşey"

aşırı kan kaybı var diye bağırdım kendimi ameliyathaneye taşırken sedyeyle.. yine kendime bağırmıştım evet... önlüğümü giydim. sedyede bana bakan kendime şöyle bir göz kırptım önce.

-beni duyabiliyor musun?

yüzüme karşı kafa salladım...
-doktor.. acım çok fazla...
-kapatın gözünüzü.. kendinizi benim ellerime bırakın.

başka çare var mıydı?

bir ameliyattı.. saatlerce süren. günlerce...
kapının önünde bir sağa bir sola gidip gelerek panikle, telaşla bekleyen yine bendim...

öldüm mü?
yaşıyor muyum?
sakat mı?
sağlam mı?

kapının ardından inlemeler... kapının ardından nefes sesleri.. ayak sesleri.. koşturuyor birileri.. bir ses.. benim sesim... o kadar kısık. o kadar bitik. o kadar acıyla dolu ki...

kapının önünde yere oturup elleri başında ağlayan yine bendim evet...

zaman geçti..
günler...
gece-gündüz. tik-tak. attı kalp. derin bir nefes.

bir liman kentinin o mendirekleri aşıp geçen dalgalı denizinin tam ortasından çıktım tekrar dünyaya... balıklar öperek iyileştirmişti yaralarımı. denizanaları yarabandı olmuş sanki...

su yutmuşum. çok dolmuş içim. ellerimle çırpınıp bir cankurtaran aradım belki saatlerce belki günlerce... sırt üstü yattım izledim gökyüzünü... sana baktım tanrım. gözgöze geldim seninle...

gülümsedin...

yüzüstü döndüm yüzdüm... teknelerin arasından mis kokulu balıkçı kahvesi.. tıpkı dedem gibi kokuyorlar. hep zor tutarım kendimi gördüğüm en ona benzeyen yaşlı adama sarılmamak için... ne kadar zorsa boğaza düğümlenen isyan. o kadar zor elini kolunu tutabilmek o an...

evime yürüdüm.gökyüzüne baktım... bembeyaz bulutlar.. ameliyata giderken griye çalan yaşlar atıyordu her biri.. durmuşlar şimdi. şimdi sadece ağaçlardan yavaş yavaş sakin sakin süzülen yapraklar var..

hem sokaklar sararmış...
hem de ellerim buruşmuş...

son bahar çok ani geldi bu sene...

uzandım çimlere.. yemyeşil. o kadar taze. o kadar sevdim ki toprağı. ah.. kapattım gözlerimi... her kare gözümün önünde..

sedyeden kendime baktım... sevecen ve şevkatli bir kadın doktor.. önlüğü kan içinde. söküp almış içimdeki hastalığı.. söküp almış içimdeki boşluğu. söküp almış çizilmiş kalbimi.. yenilemiş. gıcır gıcır bir beden!

daha ne isterim ki!

sedyeyle odaya çıkarttım kendimi.. birkaç gün pansumanımı yaptım. kendi kendimin hastabakıcısı oldum. sonra...

çıktım çatıya.. atladım ve işte.. liman şehrinin yosun kokusu.. yakıyor genzimi..

açtım gözlerimi...
seninle gözgöze geldim tanrım! bir iki yol olmuş gözlerimde... düğümlerim çözülmüş akarken.. yakaladın parmağının ucuyla..

saçlarımı sevdin ve ... tıpkı doktor olan kendim gibi... fısıldadın...
-merak etme.. herşey düzelecek...

şimdi düşünüyorum da...
2ay öncesine gitmek gibi yaşadığım şuan...
ve bu...
yaşanacak en acı ve bir o kadar da en güzel his...

teşekkür ederim...

14 Eylül 2009

Birden oldu sevgili... ben yine aşık oldum sana!

burnumu gömüp gıdığına.. güne göğsünde uyanmak. pembeleşmiş yanakların.. dudakların bükük,düşmüşler... ellerin saçlarında. rüyanda hayretler içindeymişsin gibi.. gözlerini bir açsan. bana da hayret edersin zaten...

öylesi izliyorum ki seni...

doğruldum yatağımda. yaklaştım yaklaştım... gözlerinden öpüp saçlarını kokladım...

beni bıraksın hayat bu çileğin bahçesine. herkes rahat etsin... ama en çok hayatım rahat etsin..

ellerinin üzerinde dolaştırdım parmaklarımı...kirpiklerinden bir iki çapak çaldım kendimce... konuştun yarım ağız. kim bilir ne söyledin. ne önemi var sevgili...

an..
şu an...
yani şimdiki o an...

ne güzelliği anlatmak mümkün.
ne kalbimin atışını tarif etmem... odayı kaplayan çileğin kokusuyla, kısıktan nağmeleri dökülüyor aşkın kulaklarıma... çalıyorlar kelebekler bir bir kapımı... gönlümde...

evet ... ben sana yine aşık oluyorum.. ben bilmem ki kaçıncıdır bu.. ama oldum işte.. aşk üstüne aşk! vay be!

sevgili..
uyurken çok güzelsin...
izlemeye doyamaz insan...

koklamaya?
oralarına hiç girmeyelim sevgili okur...

Aşk'ın tarifine denemedir benimkisi ancak...


Pul biberli koskoca bir çilek tabağı...

yemesen olmaz...
yersin bir anda yanarsın...
bırakayım dersin.. ı ıh.. ne mümkün.
alıp gideyim dersin.. kuralsızlık içinde kaide sahibidir...

ama en çok asalettir.
gözünden akan yaş, ağzından dökülen her söz..

aşk ne midir?
herkese göre bambaşkadır...
her yaka da bir karşılığı vardır...
eh!insanız ne de olsa.. duygu var içimizde. yaşadığı, yaşayacağı kadarıyla yettiği kadarıyla olan bitenidir aşkı her nefesin...

benim ki böyle..
Pul biberli koskoca bir çilek tabağı...
o tabaktan yemeden anlayamaz kimseler beni...
zaten ben ifadesini yapamam...

hakkımızda hayırlısı...
en doğru dilek bu..

bir avuç geçmişim.. damlalarım düşer her kareye... tutamam.. susarım sadece...



fotoğraflar...renkleri canlı.. simalar solmuş artık. ne büyük sarmaş dolaş kahkahalar var ellerimin arasında.. şimdi? ne koca mesafeler. kim bilir nerede bıraktık birbirimizi en son? neden bıraktık ya da nasıl bıraktık... 5N1K güzel derstir...

dostluklar...dünün o en sıkı yan-ları..içelim, gezelim, gülelim, dökelim, kusalım, bitelim, düşelim, kalkalım, sarılalım, tekme tokat dalalım, acıtalım, acıyalım, sevelim, sarmalayalım, susalım...

sustuk.. evet.

o kadar eski yıllara gittim ki elimde olup, aklımda olmayan şekliyle... çok eskilere. gerçekten nerede o insanlar bilemiyorum şimdilerde... zaten. birçoğu simada yediğim kazıklar canlandı içimde.. üstlerindeki tozlar havalandı.. hissettim. o gün gibi acıttı...

elimde tuttuğum birkaç fotoğraf... sayısı bilmem kaç. kalabalık ve kabalık serbest... alınmaca gücenmece yok bak! hı hım... yok... kazık serbest. hissettirmeden, farkettirmeden geçir geçirebildiğin kadar! hı hım... hissetmedim.. yedim kazıkları orama burama.. en çok kafama yedim kendi laflarımı. kızgınken ne çok acıtıyor insan yarasından ötürü kendini. harcıyor yer yer. batırıyor iğneleri çoğu çoğu. susuyor sonra sızım sızım sızlıyor.. ta içi..

fotoğraflara baktım bir bir..eski sevgililerime de denk geldim. işin komik tarafı o. o fotoğraflardan sonraki belki 2.gün belki 7.gün biten ilişkilerin bitmeden önceki kareleri.. garip oluyor insan.

farkettim ki.. ne kadar noktası konmuş olursa olsun. hatıralarıma fazlasıyla sahip çıkmışım ben. en kötü hatıralarım bile olsalar yine de kesmemişim, biçmemişim, atmamışım.. çöpe gitmemiş hiçbiri.. saklamışım...

yaraları içimde hala. saklıyorum onları da. belki bağlantılıdır belki değil... üzüldüm sadece. farkettim ki onca kötü hatıradan sonra.. benim dostum olamıyor. dostluk kapısı açıldığı zaman ben susuyorum... yani ne kadar geçmiş bile olsalar hala bugün elimde duruyorlardı işte...

bir makas aldım..
kestim.. kestim.. kestim...
kesik kesik yırtık pırtık yaralarımı attım çöpe..

şimdi sadece gönlümdeki çiziklerini, verdikleri acıları taşıyorum.. pek fark yok. içimin dostluk yakası yırtık pırtık sonuçta... kesik kesik. köprüler atılmışcasına.. kimse geçemiyor aynı yoldan.. yani dostluk kapısından..

halbuki ne iyi biliyorum o köprüde kamp kursun yahu diyebileceğim insanlar var etrafımda.. ama bu başka birşey...

güveninize sahip çıkın...
güveninizi kazanmış dostlarınıza da...


sarılın...
sımsıkı...