Powered By Blogger

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Ağustos 2009

yanık kokulu ağıt.. ayçiçeği sarısı...

Şu saatte içtiğim çaydan mıdır şu dilimdeki acı tat? yok yok.. heyecan duyduğum için kendime ettiğim şu ayıp laflardan belki... ayçiçeği sarısı koskoca bir tarlanın üstüne kondurdum ahşap evimi. terasta hazır bekliyor divan... rengi masmavi. üstünde köy işi işlemelerden oluşan örtüsüyle.. şu edebiyatın belini kırıp bir iki kadeh içilesi rakı ise dolapta...

-bildiğin tüm edebiyatları geç dostum geç...

atmosfer de neymiş bilim bulmuş mu şu aşkın yarasına bir ilaç? peki ya bir açıklama? neymiş şu aşk?

olduğum yerden izliyorum uçakları... hergün saatlerce denk geliyoruz birbirimize.. ben hep aşağıdan el sallıyorum... içindekiler ise bir haber elbet. halbu ki iyi olurdu arada bir çırpınan birini görmek. değerini bilmeli insan...

kimisi kör..
kiminin gönlünde bir başka göz. eh işte... yara yarayı tanıyor. sarılırlar hemen...

benim ki yaranın yan etkisi olsa gerek... ondandır siyahlığı kalbimin. halbuki... bir lokma ışık sızsa... turuncu kaplardı, kırmızı boyanırdı elim yüzüm...

sarının üstüne oturttum ahşap evimi...
yanmaya bir adım ev.. yanık kokusu o kadar içten.. ağıtlar çalıyor.. elimde bir hikaye kitabı. okuyorum kendimi sayfalarca...

ender birşey bu... canımı acıtmadan sustuğum.. sanırım çok acımış canı acıdım dercesine.. keyiflensin şimdi ruhum.. bugün torpilli benden.. yarın?

dur dur...
hele bir bugün geçsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder