
bıçak batırıyor sıkışmış nefesim sırtıma.
ellerini aratmaz cinsten ağır ağır yumuşak gibi..
sözlerini de aratmaz cinsten nasıl da keskin!
sırtımda yerini alan yeni çiziklerin adı sen.
görünmez bir bıçak var saplanıyor kesiyor nefesimi.
o kadar acıtıyor ki içimi!anlatmaya utanırım...
içimin nasıl ezildiğini ifade etmeye benim yüzüm yetmez...
tüm olanları kafamda şu sık ve kısa nefesimle düşünüyorum da...
konuyu matematiğe dökmeye gerek yok basitleşmeyelim! lakin... çok akıtıyorsun gözümden sen çocuk! ve şu sırtımdaki bıçak... derine indikçe iniyor şuan.
istanbula uzattım yüzümü..
kuruttu sayısı bilinmez yolları...
üfledi kulağıma her zamanki dostane tavrıyla...
saçlarım tel tel uçuştu durdu...
mis gibi koktu ortalık...
mis gibi umut kokusu...
yine sarıldı durup dururken. halbuki bu sarıp sarmalamaları yüzünden canımı acıtmadı mı şu "umut"... acıttı...
çekil git diye ellerimi kollarımı açıp dört bir yana savaşsamda şu hayali bulutlarla...sen hayatımdan çekip gitmedikçe bu şimşek bu gökgürültüsü ve dolu hali biliyorum ki son bulmayacak.
tüm bu fırtınaya karşı bu barınağı bırakıp gitmememi hakediyor musun bunun cevabını veremem kendime. şu sırtımdaki bıçaktan daha da çok acıtıyor bu işte canımı...
ve sanırım...
nefesimin derin ve içten ve oh demeyişi ...
çok koyuyor kalbime!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder